GERİ GETİRME VE
UNUTMA
Öğrenme sürecinde ön bilginin geri getirilmesi öğrenme
düzeyini etkiler. Çünkü yeni bilgiler ön bilgi ile ilişkilendirilirse anlamlı
hale gelir. Öğrenme hem sunulana hem de buna uyum sağlayan mevcut bilgiye
bağlıdır. Böylece geri getirilip kullanılan varolan bilgi birimi öğrenileni
etkileyebilir. Örneğin; bir öğrenci yeni bir programlama dilini öğrenirken
hesap makinelerinin nasıl çalıştığına ilişkin ön bilgiyi geri getirecektir (Mayer,
1988; 16).
Doğru kodlanmış bilgiler, bireyde mevcut şemalarda
ilişkilendirilmiş ise, anımsama daha kolay olmaktadır. Şöyle ki, bilginin
başlangıçta iyi eklemlenmesi, çok sayıda ilişki kurulması, iyi örgütlenmesi
onun geri getirilmesini kolaylaştıracaktır (McCrow ve Roop, 1992; Koptagel,
1984; Erden ve Akman, 1995; Eggen ve Kacuhak, 1992). Geri getirme uzun süreli
bellekten, bilginin aranıp bulunarak etkin duruma getirilmesidir.
Ashcraft (1989)'a göre, uzun süreli bellekte gerçekte unutma
yoktur. Unutma geri getirmede başarısızlıktır. Araştırmalar, uzun süreli
belleğin depolama kapasitesinin sınırsız olduğunu göstermektedir. Başka bir
söylemle, saklama problem değildir, bireyler bilgiyi unutmazlar. Problem geri
getirmededir, uzun süreli belleğe bilginin yerleştirilmesinde ve kısa süreli
bellekte dikkatin odaklaştırarak geri getirmededir (Gage ve Berliner, 1988;
288).
Kimi psikologlar, unutmayı beyin ve sinir sistemindeki
izlerin zamanla aşınıp kaybolmasından ileri geldiğini, kullanılmayan,
yinelenmeyen bilginin, nöronlar arasındaki bağın ortadan kalkması ya da
zayıflamasıyla yok olduğunu ileri sürmektedirler (Baymur, 1985). Bu durum
manyetik banda kayıtlı ses ya da görüntüye benzetilmektedir. Bilgi sinir
sistemine kayıtlıdır, manyetik bandtaki kayıtların zamanla silinmesi gibi,
bilgiler de sinir sisteminde zamanla zayıflamaktadır (Cüceloğlu, 1991;
Woolfolks, 1993).
Anımsamada önemli bir etmen, bireylerin yeteneklerindeki
ayrılıklardır. Bilgiyi korumada yetenekli öğrenciler, ortalama yetenekli ve
düşük yetenekli öğrencilerden daha iyidirler. Bu ayrılıklar öğrencilerin
öğrenim başında öğrenme düzeyleri aynı olduğunda ortaya çıkar (Gage ve
Berliner, 1988).
Bireyin tutumu da anımsamada rol oynamaktadır. Bireyin
öğrenme ve öğrendiği şeyi anımsama isteği akılda tutmayı kolaylaştırır (Koptagel,
1984). Freud, bazen kasıtlı olarak belli bilgi ya da yaşantıları unuttuğumuzu
ya da bastırdığımızı söyler. Ancak bu neden acı veren yaşantıları unuturken,
tarafsız (nötr) olanları unutmadığımızı açıklamamaktadır( Woolfolk, 1993).
Genellikle hoşnutluk duygusu uyandıranların iyi, acı yaşantıların az
hatırlandığı, bireyin kayıtsız kaldığı durumların ise çabuk unutulduğu kabul
edilir (Kotagel, 1984; Baymur, 1984; Selçuk, 1996).
Unutma ile ilgili görüşlerden biri de karışma kavramı ile
ilgilidir. Karışma, bir öğrenme durumunda önceden öğrenilenlerin ya da yeni
öğrenilenlerin öğrenmeyi bozmasıdır. Yeni öğrenilenlerin önceki öğrenilenleri
bozduğunda ortaya çıkan duruma, geriye ket vurma (retroacive interference) adı
verilir. Bu durumun tam tersi, önceki öğrenilen bilgilerin daha sonra
öğrenilenleri engellemesi de ileriye ket vurma (proactive interference) dır (Eggen
ve Kauchak, 1992; Senemoğlu, 1997; Koptagel, 1984; Baymur, 1984).
YÜRÜTÜCÜ BİLİŞ (Üstbiliş)
Birçok bilişsel psikolog bazı bireylerin neden diğerlerinden
daha fazla öğrendiği ve öğrendiklerini anımsadığı sorusunu yanıtlamaya
çalışmaktadır. Sorunun yanıtı yürütücü kontrol (executive control) sürecinde
yatmaktadır. Yürütücü kontrol bireyin tüm biliş süreçlerini denetleyen sisteme
verilen addır.
Yürütücü kontrol sistemi bireyin kendi öğrenmesinin iki
temel yönünü denetlemektedir. Bunlardan birincisi güdüsel süreçlerle
ilgilidir. Güdüsel süreçler bireyin bir şeyi elde etmeye niyet etmesi, onu
elde etmeyi amaçlaması gibi birey tarafından bilinçli olarak denetlenebilen
durumlardır. İkincisi ise, bilgiyi işleme ile ilgili tüm süreçlerdir (Senemoğlu,
1997).
Yürütücü biliş (metacognition), bilişe ilişkin bilgidir.
Yürütücü biliş öğrenenlerin benimsedikleri belli öğrenme stratejilerini
kullanma yetenekleri ve kendi düşüncelerine ilişkin düşünmeleridir (Arends,
1997). Flavell (1985)'e göre yürütücü biliş, bireyin kendi biliş yapısı ve
öğrenme özelliklerinin ayırtında olmasıdır. Bireyin nasıl öğrendiğinin
farkında lığıdır.
McCrow ve Roop (1992) yürütücü bilişin iki işlevi olduğunu
öne sürmektedirler. Birincisi koşullu bilginin uygulanmasıdır. Örneğin, okulda
öğrenilenlerin evde uygulanması gibi. İkincisi ise, düşünme sürecini
değerlendirme ve yönetmektir. Yürütücü bilişli bir öğrenci, düşünme biçiminin
ayırtındadır, nasıl çalışacağına karar verirken yalnızca materyali öğrenmeye
odaklanmaz, aynı zamanda bilişsel güç ve zayıflıklarının da farkındadır.
Yürütücü biliş, bireylere öğrenme durumlarında öğrenip
öğrenmediklerini sınamalarına yardımcı olur. Eğer öğrenme gerçekleşmezse
yürütücü biliş, duruma uygun doğru süreçleri işe koşar. Özetleme, eklemleme,
şema tize etme, düzenleme gibi. Yürütücü biliş, öğrenmenin gerçekleşip
gerçekleşmediğini sürekli izler.
Bireyler yürütücü biliş yetenekleri açısından ayrılırlar ve
bu ayrılık gelişme sürecinde ortaya çıkar. Yürütücü biliş yetenekleri, 5-7
yaşlarından gelişmeye başlar ve okul yılları süresince gelişir. Yürütücü biliş
yeteneklerinde bireyler arası ayrılıklar, biyolojik ve yaşantı farklılığı
nedeniyle oluşmaktadır. Ancak, yürütücü biliş becerilerinin kazanılmasında
öğretimin etkisi, olgunlaşmanın etkisinden daha fazladır (Gage ve Berliner,
1988).