BELLEK
Çoğu insana göre bellek, tıpkı bir kitaplık gibi bilgilerin
raflarına düzenli olarak yerleştirilip saklandığı bir yapıdır. Ancak,
gerçekler ve olaylarla ilgili anılarımız zamanla daha zor anımsanır duruma
gelir. Bunun yanı sıra geçmiş deneyimlerle ilgili anılarımız da, içinde
bulunduğumuz ruh haline ve duygusal durumumuza göre renk değiştirebilir.
Çağdaş araştırmacılarsa belleği, edilgen bir depo değil, kendine özgü
süreçleri olan yapılar sistemi olarak değerlendiriyorlar.
Anımsamaya çalıştığımız bir şeyi anımsamakta zorlandığımızda
ya da anımsayamadığımızda, sık sık şuna benzer bir tümce kullanırız: "Ben
zaten oldum olası adları aklımda tutamam ki..." Çoğumuza göre bellek, tıpkı
bir kitaplık gibi, bilgilerin raflarına düzenli olarak yerleştirildiği bir
yapıdır. Yeri konusunda elde yeterli ipucu bulunursa anılarımız kolaylıkla
anımsanabilir. Çoğu insan, öyle ya da böyle, belleğin, yaşadığımız şeylerin
birer kopyasını sakladığını düşünür. Bu görüşü, belleğin "kopya kuramı" olarak
adlandırabiliriz. Anımsamaya çalışıp da bir türlü anımsayamadığımız o ad,
aslında bilişsel sistemimizin bir yerlerinde kayıtlıdır. Yapmamız gereken şey,
onu anımsamaya çalışmaktır. Kopya kuramı, günümüzde geçerliliğini yitirmiş bir
kuram. Anılarımız gerçekten bilişsel sistemimizin bir yerlerinde bu şekilde
depolanmış mıdır?
Modern araştırmacılara göre bellek, pasif bir depo değil;
sözgelimi, kimi zaman gelen bilgileri var olan şemalara uydurarak kaydeden,
kimi zaman da şemalarını gelen uyarılara göre değiştiren kendine özgü
süreçleri olan bir sistemler bütünüdür. Farklı özellikteki anılar, bellekte
farklı biçimlerde düzenlenir.
Kara Kutu
Filozoflar bellek konusunda en az 2000 yıldır görüşler ileri
sürüyorlar. Bellek konusundaki bilimsel araştırmaların yapılmasınaysa,
günümüzden 100 yıl kadar önce başlanmıştır. Algı çalışmalarında kullanılan
yöntemleri, daha üst düzeydeki zihinsel etkinlikler, özellikle de insan
belleğinin araştırılmasında kulanmaya karar veren Hermann Ebbinghaus, bellek
üzerinde çalışan ilk bilim adamı olmuş. Günlük yaşamda belleğin kullanıldığı
durumların karmaşıklığı ve zenginliğiyle uğraşmak yerine Ebbinghaus, bellek
araştırmalarında kullanmak üzere özel materyaller geliştirmiş. Öğrenme ve
hatırlama ile ilgili kontrollü deneylerde kendisini denek olarak kullanarak
öğrenme ve unutma mekanizmalarını araştırmaya başlamış. Onun çalışmalarının
önemi, deneysel yöntemin, insanlarda öğrenme ve bellek gibi karmaşık kabul
edilen konuların araştırılmasında kullanılabileceğini göstermiş olmasıdır.
Basite indirgenmiş ve kontrollü koşullar altında, karmaşık zihinsel olaylar
üzerinde çalışabileceği düşüncesi, günümüzde de geçerliliğini koruyor.
Duyulardan gelen bilgilerin nasıl işlendiğini, ne gibi değişikliklerden
geçtiğini, nasıl depolanıp nasıl elden geçirildiğini ve nasıl kullanıldığını
inceleyen bilişsel psikolojinin önemli konularından biri de bellektir.
Kuramlar ve Modeller
Kuramları ve modelleri, herhangi bir konunun bilinen
yönlerinin özeti olarak düşünebiliriz. Ayrıca bunlar, eldeki verilerin
açıklanabileceği bir bakış açısı ortaya koyar ve bir olayın açıklanamayan
yönlerinin açıklanması için de yol gösterir. Bir bakıma bunları haritalara da
benzetebiliriz: Şöyle ki, haritalar da, modeller ve kuramlar da, açıklamaya
çalıştıkları olayın tam bir kopyası değildir. Bunlar yalnızca belli bir amaca
hizmet eder. Örneğin, Londra metrosunun haritası, Londra'da metroyla gezmeniz
için iyi bir araçtır. Ancak, metro haritasındaki bilgileri kullanarak otobüsle
Londra'yı gezmek isterseniz, bu harita sizi yanıltır. Nasıl ki Londra'nın
farklı amaçlar için hazırlanmış farklı haritaları bulunuyorsa, bellek
konusunda da bellek sisteminin farklı yönlerini ele alan farklı kuramlar
bulunuyor. Sözgelimi, uzun süreli deponun nörokimyasal temelini başarıyla
açıklayan bir kuram, belleğin psikolojik özelliklerini açıklamakta yetersiz
kalabilir. Bilişsel psikolojide, kuramlar ve modeller önemlidir. Bu alandaki
bilim adamlarının çoğu, ya yeni modeller, ya da var olan modellerin öne
sürdüğü görüşler üzerinde çalışır. Bu modeller, açıklamaya çalıştıkları
yapının ya da süreçlerin tüm ayrıntılarını doğrulamak zorundadır. Konu olarak
ele aldıkları sistemlerin yapısını ve bu yapılar arasındaki ilişkileri ve
süreçleri açıklarlar.
Aslında modelleri, teknoloji geliştikçe değişen benzetmeler
(analojiler) olarak da düşünebiliriz. Bellek konusunda eski benzetmelerin
kimileri, doğada yapılan gözlemlere dayandırılmış. Sözgelimi, eski zamanlarda
insanlar, bellekte birbirine benzeyen anıların aynı türden kuşların sürüler
oluşturması gibi, bir araya gelerek kümelendiğini öne sürmüşler. Öte yandan,
tıpkı bir tablet üzerine çizilen bir işaret gibi, anılarımızın da beynimizde
kalıcı izler bıraktığını düşünmüşler. 17. ve 18. yüzyıllarda, saat mekaniğinin
öğrenilmesiyle, mekanik benzetmeler yapılmaya başlanmış. 20. yüzyılın
başlarında, telefon santrallerinin geliştirilmesiyle, öğrenmede uyarıyla tepki
arasındaki bağın kurulması aynı zamana rastlamış. Bugün, ilk ortaya konduğu
halinden ne kadar farklı durumda olursa olsun araştırmalarda baskın olan
anlayışsa, belleğin bilgi işleme kuramıdır.
Bilgi İşleme Kuramı
İnsan belleğini, hem duyularımız yoluyla edindiğimiz bilgiyi
depolamak hem de gerektiğinde bunları "bulup getirmek" için çalışan bir sistem
olarak düşünebiliriz, insan belleği konusunda bilgi edinmenin bir yolu, görsel
ve işitsel uyarıların hangi işlemler yoluyla bellekte tutulduğunu ve daha
sonra nasıl anımsandığım incelemektir. Belleğin bilgi işleme kuramına göre
bellek, farklı yapısal birimlere sahip, ancak birbirine bağlı parçalardan
oluşan ve birbirinden farklı süreçleri içeren bir sistemdir. Belleğin farklı
yapısal birimlerden oluşması, anıların özelliklerinin ve düzenlenişlerinin
birbirinden farklı olması anlamına gelir. Kimi zaman, bir telefon numarasını,
sonradan anımsamak için kendi kendimize ne kadar tekrar edersek edelim
aklımızda tutamayız. Başka şeylerse çok daha akılda kalıcı olabilir. Sanki,
farklı türden anılar belleğimizin farklı yerlerinde saklanıyor gibidir.
Anılarımızın kalıcılıkları da, sanki bu farklı depoların yapısını gösterir.
1960'lı yılların sonlarında Atkinson ve Shiffrin,
belleğin bilgi işleme kuramını ortaya koydular. Buna göre. belleğin yapısı, üç
farklı depolamadan oluşuyor. Bunlar, duyusal kayıt, uzun süreli depolama ve
kısa süreli depolama olarak adlandırılıyor. "Depo" olarak adlandırılan bu
bölümlerin her biri, farklı bilişsel "kod" ları oluşturur. Bu üç deponun
kapasiteleri, kayıtları tutma süreleri ve işlem özellikleri birbirinden
farklıdır. Farklı bölgelerde depolanmış anıların değiştirilmesi ve bir yerden
bir yere aktarılması için kullanılan bilişsel işlemlerse "süreç"leri
oluşturur.
Bilgi işleme kuramına göre, duyulardan toplanan
uyarıların geldiği ilk yer, depoların da ilki olan "duyusal kayıt" bölümüdür.
Duyusal kayıt olarak adlandırılan yerde kayıt yapılabilmesi için kişinin
dikkatini gelen uyarılara yönlendirmesine gerek yoktur; Bu kendiliğinden
gerçekleşir. Bu yüzden duyusal kayıdın kapasitesi çok geniştir; gelen tüm
uyarıların burada kısa bir süre için tutulduğu varsayılır. Bu amaçla çabucak
bir bilişsel "kod" oluşturulur. Duyusal kayıtta görsel, işitsel ve öteki
duyulardan gelen uyarılar farklı yerlerde tutulur. Duyusal kayıtta görsel
uyanlar 4-5 saniye, işitsel uyarılarsa bunun 10 katı kadar bir süre
tutulurlar. Bu süre geçtikten sonra duyusal kayıtta tutulan kayıtlar silinir.
Bilgi işleme kuramına göre, kayıtların taşındığı bir
sonraki yer, "kısa süreli depolama"dır. Buradaki bilgiler, sözsel ya da sözel
olarak kaydedilir. Gelen uyarı, yani duyusal kayıttan buraya aktarılan uyarı
görsel bir uyarı da olsa kayıt, akustik ya da sözel olarak yapılır. Kısa
süreli depolamanın kapasitesi sınırlıdır. Elden geçirilmeyen, ya da buradan
"uzun süreli depolama"ya aktarılmayan kayıtla silinir. Kayıtların kısa süreli
depolamadan uzun süreli depolamaya aktarılması, "yineleme" yoluyla olur. Kısa
süreli depolamadaki kayıtlar, yineleme yoluyla tazelenerek, orada daha uzun
süre tutulabilir. Öte yandan yineleme, buradaki kayıtlardan, uzun süreli
depolamada saklanmaya uygun kayıtlar oluşturulmasını sağlar. Kısa süreli
deponun, "işlek bellek" olarak rol oynadığı da düşünülmüş. işlek bellek,
öğrenme, akıl yürütme ve yorumlama gibi bilişsel işlevlerin parçası olarak,
bilginin geçici bir süre için alınarak manipüle edildiği sisteme verilen ad.
Uzun süreli depolamanın kapasitesi de duyusal
kayıtta olduğu gibi sınırsızdır. Uzun süreli depolamaya bir kez aktarıldıktan
sonra, malzemelerin burada kalıcı olduğu düşünülüyor. Uzun süreli depolamadaki
kodların düzeni, öteki depolardakinden farklıdır. Buradaki malzemeler
"anlamlarına göre" kodlanırlar. Kalıcı bellek olarak da adlandırabileceğimiz
uzun süreli depolama, anılarımızın saklandığı yerdir. Anılarımız,
algıladığımız şeylerin kayıtları olduğu için, kokular, gördüğümüz ya da
işittiğimiz şeyler, ipucu yerine geçerek çoğu zaman anımsadıklarımızı etkiler.
Uzun süreli depolamada bulunan kayıtların anımsanmasında karşılaşılan
güçlüklerse, başka kayıtların bunları engellemesi ya da bastırmasına bağlıdır.
Belleğin bilgi işleme kuramı, son otuz yılda pek çok
değişikliğe uğramış olsa da, hâlâ belleğin açıklanması konusunda önem taşıyor.
1970'li ve 80'li yıllar boyunca bilişsel psikologlar bellekle ilgili
kuramlarını geliştirmeyi sürdürdüler. Duyusal kayıttaki bilgilerin, gelen
uyarının türüne ve kişinin seçtiği stratejiye göre farklı hızlarda
değerlendirildiği anlaşıldı. Kısa ve uzun süreli depolamanın içeriği konusunda
da daha ayrıntılı bilgiler elde edildi. Önceleri psikologlar, kayıtların
içeriğinin, depolamanın yapısını etkilediğini düşünüyorlardı. Daha sonra,
gelen uyarıların bellek sistemindeki herhangi bir noktada çok farklı yollarla
kodlanabileceği anlaşıldı. Bugün, kısa süreli depolamayla uzun süreli depolama
arasında kesin bir ayrım yapılmıyor. Belleğin, gelen uyarıların nasıl
kaydedildiği, nasıl depolandığı ve nasıl "bulunup getirildiği" konularında da
çok esnek olduğu ortaya çıktı.
Hepimiz her gün pek çok şeyi unuturuz. Öğle
yemeğinde ne yediğimizi, telefon numaralarını, filanca toplantıda tanıştığımız
birinin adını... Aslında bir şeyleri unutuyor olmak her zaman çok önemli
olmasa da, anımsamaya çalıştığımız şeyleri unutmuş olmak bizi rahatsız eder.
Böyle zamanlarda çoğumuz, belleğimiz üzerinde ne kadar az kontrol sahibi
olduğumuzu fark edip şaşırırız. Kimi zaman aklımızda tutmaya çalıştığımız kimi
şeyleri unutuveriririz. Kimi zaman da, hiç aklımızda yokken, anımsamaya
çalışmasak da, bir şey birdenbire aklımıza geliverir; kokular, sesler,
başımızdan geçmiş bir olay, bir yüz, bir manzara...
Bir şeyi anımsadığımız zaman, o şeyi anımsadığımızın
farkında oluruz. Aslında bu duygu, her zaman o şeyi anımsamanın önemli bir
bölümü olmayabilir. Otomobil kullanmayı ele alalım: Otomobil kullanırken çoğu
zaman trafik işaretlerinin anlamlarını ya da yapacağımız işlerin sırasını
anımsarken, bunun bilincinde olmayız. Kimi zaman da biz bilinçli olarak
deneyimlerimiz arasına koymamış olsak bile kimi bilgiler belleğimizde
kaydedilir. Peki, insanlar bilgileri (ya da uyarıları) belleklerinde tutmak ve
daha sonradan, gerektiği zaman bunları bulup geri getirmek için ne yaparlar?
Bilgi işleme kuramına göre, insanlar anılarını "çalıştırmak" için, üç tür
bellek işlemi yapar. Bunlar, kaydetme, depolama, ve bulup getirmedir.