Unutkanlık
Üzerine
Hepimiz günlük yaşamda belleğimizin yetersiz kaldığı
durumlarla karşılaşırız. Belleğimiz kimi zaman da bizi biz farkında olmadan
yanıltır. Unutkanlık ve 'yanlış' anılar da, bilim adamlarının üzerinde
çalıştığı konulardandır. Bellek konusundaki araştırmalarıyla tanınan Daniel L.
Schachter bir makalesinde, belleğimizin günahları olarak adlandırdığı bu
durumları özetliyor.
Belleğimizdeki bilgilerin zamanla ulaşılabilirliği
azalır. Yani, gerçekler ve olaylarla ilgili anılarımız, zamanla daha zor
anımsanabilir duruma gelir. Deneyimlerimizin belleğimizde kalıcı bir biçimde
kaydedildiği düşüncesi, psikologlar arasında bile çok yaygındır. Ancak,
araştırmalara göre, anılarınızı bulup getirmek ve bunları yinelemek, bunların
hatırlanacağını mı, yoksa çabucak unutulacağını mı ya da hangi yönlerinin daha
iyi anımsanacağını belirlemede önemli rol oynar. Yani, yinelenmeyen ve zaman
zaman geri çağırılmayan anılar zamanla yok olur. insanlarla yapılan
çalışmalardan elde edilmiş doğrudan bir bilgi yok bu konuda. Ancak, omurgasız
hayvanlarla yapılan deneylerde, zaman içinde beyinde sinaptik bağlantıların
kaybolduğu görülmüş.
Unutkanlıklarımızın önemli bir bölümü, kaydetme ya
da bulup getirme sırasında gelen uyarıya pek dikkat etmemiş olmamızdan
kaynaklanır. Dalgınlık, günlük yaşamdaki bellek yetersizliklerimizin bir
bölümünden sorumludur; örneğin herhangi bir nesneyi nereye koyduğumuzu
bulamamak gibi. Araştırmalarda, kodlama sırasında dikkati bölmenin, hedeflenen
bilgi için zayıf bir bellek oluşturduğu görülmüş. Bu konudan söz ederken,
literatürde 'değişiklik körlüğü' olarak adlandırılan olaydan söz etmeden
geçmemek gerekiyor. Değişiklik körlüğü araştırmalarında, insanlar bir sahneyi
ya da bir nesneyi izlerken, buradaki kimi elemanlar birdenbire bir başkasıyla
değiştirilir, insanlar bu değişikliği farketmezlerse buna değişiklik körlüğü
adı verilir. Örneğin, bir araştırmada, basit bir iş yapan bir adamın
gösterildiği bir filmde, sahnenin bir yerinde, deneklerin bilgisi dışında,
sahnedeki adamın yerini başka bir oyuncu almış. Deneklerin yalnızca üçte biri
bu değişikliği fark edebilmiş. Değişiklik körlüğü üzerinde yapılan başka bir
araştırmada izlenen yöntemse şöyle: Araştırmacılardan biri, kampüsteki
insanlardan herhangi birine yol sorarken, konuşmanın orta yerinde, iki kişi
bir kapı taşıyarak aralarından geçiyor. Bu sırada, kapının arkasında kalan
araştırmacı, başka bir araştırmacıyla yer değiştiriyor. Araştırmaya katılan 15
kişiden yalnızca yedisi bu değişikliği fark edebilmiş. Yol soran kişinin
değiştiğini fark etmeyenlerin hepsinin orta yaşlı ya da orta yaşın üzerinde
kişiler olduğu dikkati çekmiş. Bu kişilerin, yol soran kişiyi "bir üniversite
öğrencisi" olarak genel bir kategoriye sokmuş olabileceğini, bu nedenle de
değiştiğini fark etmediklerini düşünmüşler. Araştırmacılar ayrıca üniversite
öğrencilerinin, eğer deneyde yol soran kişi, kendileri için genel bir
kategoriye (örneğin yapı işçisi) sokulabilecek birisiyse nasıl
davranacaklarını merak etmişler. Bunun için, ikinci bir deney hazırlanmış.
Gerçekten de, yol soran kişi bir yapı işçisi olduğunda, öğrencilerin on
ikisinden yalnızca dördü değişikliği fark edebilmişler.
Kimi zaman, anılarımızı yanlış bir zaman, yer, ya da
kişiye yönlendiririz. Örneğin kimi zaman insanlar herhangi bir şeyi ya da
gerçeği doğru anımsayıp bunun kaynağı konusunda yanılırlar. Kimi
araştırmalarda insanların, deneyi düzenleyenlerden duymuş oldukları bir
bilgiyi daha sonradan gazetede okuduklarını anımsamaları gibi. Araştırmalar,
yaşlıların bu tür yanlışlıklarla gençlerden daha sık karşılaştığını bulmuş.
Başka bir tür yanlış yönlendirme de, insanlann kimi
zaman aslında hiç 'gerçekleşmemiş' olaylar anımsamaları ya da var olmamış
şeyleri "tanımaları". 1970'li yıllarda yapılan birçok araştırmada, insanların
önceden kendilerine gösterilmemiş sözcükleri, görüntüleri, ya söylenmemiş ya
da gösterilmemiş tümceleri tanıdıkları gözlenmiş, insanlar, anlamca birbiriyle
ilişkili sözcüklerden oluşan listelere çalıştıktan sonra, bunları anımsamaya
çalıştıklarında, kendilerine gösterilmemiş, fakat anlamca ilişkili sözcükleri
de anımsıyorlar.
1995 yılında yapılan başka bir araştırmadaysa,
deneklere önceden söylenmemiş bir konuyla ve anlamca da birbirleriyle ilgili
on beşer sözcükten oluşan listeler verilmiş. Deneyin ikinci aşamasında, bu
sözcüklerin gösterilen birçok sözcük arasından tanınması istenmiş. Bu test
için düzenlenen listelerde, deneklerin çalışmış olduğu sözcükler,
çalışmadıkları ve anlamca önceki listeklerdekilerle ilgisiz sözcükler, ve
anlamca önceki listelerdekilerle ilgili sözcükler bulunuyormuş. Araştırmanın
sonunda deneklerin, kendilerine daha önceden gösterilmemiş, fakat konuyla
ilgili sözcüklere verdikleri evet yanıtıyla, çalıştıkları sözcüklere
verdikleri evet yanıtlarının birbirine eşit olduğu görülmüş. Üstelik,
deneklerin hepsi, bu sözcüklerin de çalıştıklar listelerde bulunduğuna emin
olduklarını söylemişler. Bu etki, katılımcıların, çalıştıkları sözcüklerin
genel anlam özelliklerine dayandıklarını gösteriyor. Çalışılan sözcükler
birbirine bağlanarak ilişkiler oluşturuluyor ve böylece, çalışılan listenin
iyi düzenlenmiş bir temsili oluşturuluyor. Bu temsile uyan, konuyla ilişkili
sözcüklerin de, yanlış tanınma olasılığı artıyor. Yaşlı kişilerin, yanlış
tanıma hatası olarak adlandırabileceğimiz bu hataya daha sık düştükleri
görülmüş.
Yanlış anıların, içinde bulunulan durumun, kavramsal olarak
önceki durumla benzer olduğunda arttığını biliyoruz. Belleğimiz, yanlış
yönlendirici sorular gibi, başkaları tarafından verilen bilgilerle işbirliği
yapma yönelimine sahiptir. Literatürde, özellikle görgü tanıklığı sırasında
verilen kimi yanlış yönlendirici bilgilerin etkisinin araştırıldığı pek çok
araştırma bulunuyor. 1998 yılında yapılan bir araştırmada, deneklere işlenen
bir suçu gösteren bir film izletiliyor. Daha sonra, filmdeki silahlı adamı,
bir dizi fotoğraf arasından tanımaları isteniyor. Fakat aslında, bu
fotoğraflar arasında filmdeki silahlı adamınki bulunmuyor. Seçimi yaptıktan
sonra deneklerin bir bölümüne, adamı doğru tanıdıklar söyleniyor; öteki
deneklereyse hiçbir şey söylenmiyor. Daha sonra, tüm deneklere, izledikleri
filmden anımsayabildikleri şeyler soruluyor. Birinci aşamada kendisine silahlı
kişiyi doğru teşhis ettiği söylenmiş olan deneklerin, anıları konusunda
kendilerine daha çok güvendikleri, silahlı adam ve onun yüz hatları konusunda
daha çok görüntü anımsadıkları görülmüş. Birçok başka araştırmada da,
insanlara çocukluk anılarıyla ilgili, aslında olmamış anıların
anımsatabileceği gösterilmiş.
Anıların kaydedilmesi ve bulunup getirilmesi, önceden var
olan bilgilerimiz ve inançlarımıza bağlıdır. Bunun yanı sıra, geçmiş
deneyimlerle ilgili anılar, içinde bulunduğumuz ruh haline ve duygusal
durumumuza göre de renk değiştirebilir. Özellikle, insanların anıları, geçmiş
ve şimdiki zamandaki tutumları, inançları ve duyguları arasında tutarlılık
sağlamaya yöneliktir. Buna karşın, insanların, zaman içinde değişmek için bir
nedenleri varsa, geçmiş tutumlarıyla şimdiki zamandaki tutumları arasındaki
farklılıkları abartılı bir biçimde anımsadıkları görülmüş. Önyargı, başka
insanlar ve gruplar hakkındaki yargılarımızın, geçmiş deneyimler tarafından
yönlendirilmesi biçimine de bürünebiliyor.
İnsanların, unutmayı tercih ettikleri bir gerçeği ya
da olayı anımsadıklar da olur. Kimi zaman, bir şeyleri unutamamak, insanlar
için bir şeyleri anımsayamamaktan çok daha engelleyici olabilir. Kalıcılık,
içinde bulunduğumuz ruh hafi ve duygularımız tarafından yönlendirilebilir.
Örneğin, pek çok araştırma, depresif bireylerin, geçmişleriyle ilgili olumsuz
olayları, olumlu olanlardan daha sık ve daha iyi anımsadıklarını ortaya
koymuş. Aslında bu tür olayların depolanması, yaşamı sürdürme açısından önem
taşır.
Schachter'e göre, belleğimizin bizi zor durumda
bıraktığı durumları, evrim yoluyla düzelebilecek sistem yanlışlıkları olarak
görmek yanlıştır. Aslında, bellek hatalarını, belleğimizin gerçekle uyum
sağlamaya yönelik özelliklerinin yan ürünleri olarak görebiliriz. Örneğin,
başımızdan geçenlerin zamanla unutulması, aslında bir uyum sağlama
mekanizmasından başka bir şey değildir. Eski telefon numaraları, ya da
otomobilimizi önceki gün nereye park etmiş olduğumuz gibi, artık bizim için
gerekli olmayan bilgileri unutmak, aslında uyum sağlama davranışlarıdır.
Kimilerine göre, zaman içerisinde unutmak, çevrenin yapısına uyumu yansıtır.
Bu görüşe göre, uyum sağlamış bir sistem, içinde çalışmak zorunda olduğu
çevrede en çok ihtiyaç duyacağı bilgi türünü tutmalıdır. Kimi anıların
anımsanmasının başka anılar tarafından ketlenmediğini düşünelim, içindeki tüm
bilgilerin, uygun bir ipucu söz konusu olduğu zaman hemen akla geliverdiği bir
sistem olsun. Kuşkusuz böyle bir sistem yaşantımızı çok daha zor hale
getirirdi. Çünkü, günlük yaşamda, aslında gündelik deneyimlerimizin geçtiği
koşullarla ilgili ayrıntılara gereksinim duymayız.
Uyarılar Bellekte Nasıl Kaydediliyor?
Kayıt, bir uyarının, bilişsel sistemimiz tarafından
tutulacak bir biçime getirilmesidir. Bir anıyı daha sonradan bulup getirmek,
onu anımsamak için ne kadar çabaladığımıza değil, bilginin nasıl kaydedilmiş
olduğuna bağlıdır. Anlamları göz önüne getirilerek kaydedilen bilgiler, daha
kalıcı olur.
1979 yılında Jacoby, Craig ve Begg'in yaptıkları bir
araştırmaya göz atalım. Bu araştırmada deneklere, "at-keçi" gibi, bilinen
adlardan oluşan sözcük çiftleri gösterilmiş. Kimi sözcük çiftlerinde sözcükler
arasındaki farklılık az, kimi çiftlerdeyse çokmuş. Deneklerden, bu sözcükler
arasındaki farklılığı, l'den 10'a kadar derecelendirmeleri istenmiş.
Derecelendirmeleri yaptıktan sonra deneklere sürpriz bir test uygulanmış:
Deneklerden, gösterilen sözcükleri anımsamaları istenmiş. Araştırmanın sonunda
deneklerin, aralarındaki farklılık daha az olan sözcük çiftlerindeki
sözcüklerin çoğunu anımsadıkları ortaya çıkmış. Araştırmacılara göre bunun
nedeni, birbirine çok benzeyen nesnelerin adlarından oluşan sözcük çiftlerinde
deneklerin, farklılığın derecesini belirleyebilmek için, daha "derin" bir
kayıt yapmış olması. Yani, "anlamlarına göre" kaydedilen sözcüklerin, daha
sonradan anımsanma olasılığı artmıştır.
Yapılan yinelemenin türü de, kaydın kalıcı olup olmayacağını
belirler, iki tür yineleme vardır. Birinci tür yineleme, kalıcı bir anıya yol
açmayan, yalnızca istenilen malzemenin belleğinizde ulaşılabilir kalmasını
sağlayan yöntemdir. Bunda, uyarının yalnız sesle ilgili yönleri ön plandadır.
Telefon defterinizden baktığımız numarayı telefona varıncaya kadar kendi
kendimize yinelemek, bu tür yinelemeye iyi bir örnektir, ikinci tür
yinelemeyse, bir uyarının, daha derin bir biçimde, kalıcı anılar oluşturmak
üzere yinelenmesidir. Bunda uyarının anlamıyla ilgili yönleri ön plana çıkar.
Kaydetmenin içinde yapıldığı çevre ve koşullar da,
gelen uyanların nasıl kaydedildiğini etkiler. Buna örnek olarak iki farklı
araştırmadan söz edeceğiz. Araştırmada denekler, iki gruba ayrılarak, her grup
farklı fiziksel koşullar altındayken, birbiriyle eşlenmiş sözcüklerden oluşan
sözcük listelerini öğrenmeye çalışmış: Birinci gruptaki denekler, listeleri
üniversite kampusu dışındaki bir binada, geniş fakat penceresiz bir odada
öğrenmişler. Deneyi uygulayan araştırmacı, takım elbiseliymiş; listeler de
görsel olarak sunulmuş. İkinci gruptakilerse, sözcükleri kampüsün içindeki
küçük bir odada ve listeleri bir teypten dinleyerek öğrenmiş. Aynı uygulayıcı,
bu kez spor giysilerle deneklerin başında durmuş. Listelerin öğrenilmesinden
bir gün sonra, deneklerin tümüne öğrendikleri sözcüklerle ilgili bir test
uygulanmış. Her iki gruptaki deneklerin de yarısı, teste daha önceden sınıf
olarak kullandıkları yerde, yarısı da öteki grubun sınıfında girmiş. Sonuçlar
deneklerin, teste listeleri öğrendikleri sınıfta girerlerse daha başarılı
olduklarını göstermiş.