Belleğin Evreleri ve Türleri

BELLEK

Tüm öğrenmelerde bellek söz konusudur. Yaşantılarımızdan hiç bir şey hatırlayamasaydık,hiç bir şey öğrenemezdik. Yaşam birbiriyle çok az ilişkisi olan anlık yaşantılardan oluşurdu. Basit bir gündelik konuşmayı bile gerçekleştiremeyebilirdik. iletişim kurmak için, size söylenmekte olanlar kadar ifade etmek istediğiniz düşüncelerinizi de hatırlayabilmeniz gerekir. Bir benlik kavramı da yalnızca belleğin sağlayabileceği süreklilik duyumuna bağlı olduğundan , belleksiz kendiniz hakkında bile düşünemezdiniz. Kısacası insan olmanın ne demek olduğunu düşündüğümüzde, belleğin merkezi önemini kabul etmek zorundayız.

BELLEĞİN EVRELERİ VE TÜRLERİ

Psikologlar, belleğe dair iki temel ayırım yapmayı yararlı bulmaktadırlar. İlki belleğin üç evresini-kodlama saklama ve geri çağırma- ele almaktadır. İkincisi de , belleğin iki türüyle kısa süreli ve uzun süreli uğraşmaktadır.

BELLEĞİN ÜÇ EVRESİ

-Kodlama

-saklama

-Geri çağırma

Örneğin bir sabah bir öğrenciyle tanıştırıldığınızı ve size adının Ali Gürsel olduğunu söylediğini düşünelim. Aynı gün öğleden sonra onu tekrar gördünüz ve ‘sen Ali Gürsel’ sin bu sabah tanışmıştık’ dediniz. Belli ki adını hatırladınız. Ancak bunu tam olarak nasıl yaptınız?

Belleğinizin bu küçük mahareti üç evreye bölünebilir. İlk olarak tanıştırıldığınızda Ali Gürsel’ in adını bir şekilde saklarsınız. Bu kodlama evresidir. Ali Gürsel’ in adının söylenişine karşılık gelen fiziksel olguyu belleğin kabul edeceği kod türlerine dönüştürdünüz ve bu kodu belleğinize yerleştirdiniz. İkinci olarak bu iki karşılaşma arasında geçen sürede bu ismi aklınızda tuttunuz yada sakladınız. Bu saklama evresidir. Ve üçüncü olarak, ikinci kez karşılaştığımızda sakladığınız ismi hatırladınız. Bu da geri çağırma evresidir.

KISA SÜRELİ BELLEK

Bilgiyi yalnızca birkaç saniye için hatırlamamız gereken ve bilginin halen aktif olabileceği durumlar bile belleğin üç evresini içerir.

KODLAMA

Bilgiyi kısa süreli belleğe kodlamanız için ona dikkatinizi yöneltmeniz gerekir. Neye dikkatimizi yönelteceğimiz konusunda seçici olduğumu<z için, kısa süreli belleğimiz yalnızca seçilmiş olanları içerecektir. Bu karşılaştığımız şeylerin çoğunu kısa süreli belleğe hiç girmediği ve tabii ki daha sonra hatırlanmasının mümkün olamayacağı anlamına gelmektedir. Aslında “bellek sorunları” adı verilen güçlüklerin çoğu, gerçekte dikkat yoğunlaştırmada ki aksamalardır. Örneğin, manavdan alış veriş yaptıktan sonra biri size satıcının göz rengini sorsa, dikkat etmemiş olabileceğinizden büyük olasılıkla cevap veremeyebilirsiniz.

Dikkat bir bilgiye yoğunlaştırıldığında, bu bilgi kısa süreli belleğe kodlanır. Daha öncede belirtildiği gibi kodlama, bilginin bellekte yalnızca tutulmadığı aynı zamanda belirli bir biçimde ve ya şifre (kod) halinde saklandığı anlamına da gelmektedir. Örneğin, bir telefon numarasını göz atıp çevirinceye kadar aklınızda tuttuğunuzda sayıları ne şekilde kodlayarak saklarsınız? Görsel bir kod-sayıların zihinsel imgeleri- olarak mı? Yoksa işitsel bir kod- sayıların isimlerinin sesleri- olarak mı? Yoksa kısmen semantik (anlama dayalı) bir kod- sayılarla ilgili olabilecek bazı anlamlı bağlantılar- olarak mı? Araştırmalar, bilgiyi kısa süreli belleğe kodlamada bu olasılıklardan herhangi birini kullanabildiğimizi göstermektedir. Ancak, tekrar ederek- yani, içimizden defalarca tekrarlayarak- bilgiyi aktif tutmaya çalıştığımızda, işitsel kodları daha çok kullanırız. Bilgi, sayı, harf veya sözcükler gibi sözel birimlerden oluştuğunda tekrar etme özellikle sık başvurulan bir yöntemdir. Bu nedenle bir telefon numarasını hatırlamak için büyük olasılıkla numaraları, sayıların isimlerinin sesleri olarak kodlar ve numarayı çevirinceye kadar içimizden bu sesleri tekrar ederiz.

İşitsel kodların söz konusu olduğunu kanıtlayan bir deneyde deneklere altı sessiz harften oluşan bir liste (örneğin, R,L,B,K,S,J) gösterilmiştir. Harfler ortadan kaldırıldıktan sonra, deneklerden bu altı harfin hepsini sırayla yazmaları istenmiştir. İşlemin tamamı yalnızca bir iki saniye sürmesine rağmen denekler bazı hatalar yapmışlardır. Yaptıkları hatalarda doğru olmayan harfin doğru olan harfe ses olarak benzediği görülmüştür. Bu nedenle yukarıda verilen listede denek, B yerine ses olarak ona benzeyen T koyarak R L T K S J yazabilir. (conrad. 1964). Bu bulgu, deneğin her harfi işitsel olarak kodladığı (örneğin, B harfine “be” olarak) düşüncesini desteklemektedir. Bazen bu kodun bir kısmı kaybolur (yalnızca sesin “e” kısmı kalır), o zaman denek, kodun kalan kısmıyla uyumlu bir harfi (“te”) yazar.

Sözel bilgi için görsel kodlar kullandığımızda bu kodlar genellikle hızla kaybolur ve hemen ardından işitsel kodlar baskın gelir. Bir örnekle gösterelim 5OAK CREEK DRIVE adresine baktıktan sonra bir iki saniye için görsel bir kod oluşabilir. Bu kodun, adresin büyük harflerle yazılmış olması gibi görsel detayları da alabilir. Birkaç saniye sonra bunda kalan yalnızca adresin sesi olacaktır- işitsel kod- ve bu kod, harflerin büyük ya da küçük harflerle yazılı olduğuna dair bir bilgi içermeyecektir. İşitsel kodun baskınlığı, birincil olarak sözel bilgiye uygulanabilir. Son araştırmalar, bir kişi sözel olmayan maddeleri (tanımlanması ve işitsel olarak tekrar edilmesi zor olan isimler gibi) saklamak zorunda olduğunda, görsel kodun daha önemli olabileceğini göstermektedir. Bazı kişiler, çoğunlukla çocuklar, resimleri ince fotoğrafsı detaylarıyla birlikte kodlayabilirler. Dokunma ve koku alma gibi diğer duyularla bağlı olan kodlar da kısa süreli belleğe kodlamada kullanılabilir. Örneğin, ekşimiş sütün keskin kokusunu kokladıktan birkaç saniye sonrada hissederiz.

Kısa Süreli Bellekte Görsel Kodun Silinmesi

Her denemede, deneklere sırayla iki harf gösterilmiştir; harfler arasındaki süre O ila 2 saniye arası değişmiştir. Denekler­den, ikinci harfin birinciyle aynı harf olup olmadığını söylemeleri istenmiştir. Aşağıdaki Örnek denemelerde, iki hart” aynıdır:

İki harf arasındaki sû re aşağı yukarı bir saniye olduğunda, ilk harfin görsel kodu henüz silinmemiş olmalıdır. Dolayısıyla, denekler harfler arasında doğrudan görsel bir karşılaştırma yapabilirler. Bu tür karşılaştırma, AA türünden çiftlerde İş* yarayacaktır. Ancak Aa gibi çiftlerde, bu iki harfin aynı olduğunu belirlemek için seslerinin işitsel olarak karşılaştırılması gerekir. Demek ki AA kararlarının Aa kararlarından daha hızlı verilmesini bekleyebiliriz. Ancak, harfler arasındaki süre yaklaşık 2 saniye ise, görsel kod silinmiştir ve kısa süreli bellekte yalnızca harflerin sesleri kalmıştır. Bu durumda AA \\Aa kararlarının yaklaşık aynı süreyi alması gerekir, çünkü her iki karara da İşitsel kodlardan yola çıkarak varılır. (Posner ve Keele’den uyarlanmıştır. 1967)

SAKLAMA

Kısa süreli bellek hakkında belki de en şaşırtıcı gerçek, oldukça sınırlı bir kapasitesi oluşudur. Ortalama olarak bu sınır yedi maddedir, ancak bu sayı iki madde değişebilir (7 ± 2). Bazı kişiler beş madde saklayabilirken, bazıları dokuz maddeyi tutabilirler. Bellek yetenekleri bakımından bireylerin birbirinden oldukça farklı olduğu açıkken, tüm insanları kapsayan kesir, bir sayı vermek tuhaf görünebilir. Ancak bu farklar, esasen uzun süreli belleğe ilişkindir. Kısa süreli bellek içinse, normal yetişkinlerin çoğunun kapasitesi 7 + 2′dir. Bu tutarlılık, deneysel psikolojinin ilk günlerinden bu yana bilinmektedir. 1885 ‘de bellek üzerine deneysel çalışmaları başlatan Ebbinghaus, kendi sınırının 7 madde olduğunu gösteren sonuçlar bildirmiştir. 70 yıl sonra, Miller (l 956) duyduğu şaşkınlığı belirtmek İçin bu tutarlılığı” sihirli sayı yedi” olarak ifade etmiştir.

Psikologlar bu sayıyı, deneklere çeşitli sıralarda birbiriyle ilişkisiz maddeler (sayı, harf ve sözcükler gibi) gösterip, bu maddeleri sırasıyla hatırlamalarını İsteyerek belirlemişlerdir. Bu maddeler hızlı bir şekilde gösterilir ve deneğin bunları uzun süreli bellekteki bilgiyle ilişkilendirecek zamanı olmaz; böylece, hatırlanan maddelerin sayısı yalnızca kısa süreli belleğin saklama kapasitesini gösterir. İlk denemelerde, denek yalnızca birkaç maddeyi (sözgelimi, dört veya beş maddeyi) hatırlamak zorundadır, bunu da kolaylıkla yapar. Daha sonra, deneyci deneğin tam sırasıyla hatırlayabildiği en yüksek sayıyı belirleyinceye kadar bu sayı artırılır. En yüksek sayı (hemen her zaman beş ila dokuz arası), deneğin bellek uzamıdır. Bu son derece kolay bir iştir ve siz de kolaylıkla deneyebilirsiniz. Bir isim listesiyle karşılaştığınızda (Örneğin, bir iş hanı ya da üniversite binasının giriş levhaları) listeyi bir kez okuyun ve daha sonra sırasıyla kaç isim hatırlayabildiğinize bakın. Hatırlayabildiğiniz, büyük olasılıkla beş İle dokuz arasında bir sayı olacaktır.

Bu sabit kapasite, kısa süreli belleği kabaca yedi bölmeli bir çeşit zihinsel kutu olarak düşündürmektedir. Kısa süreli belleğe giren her bir madde kendi bölmesine gitmektedir. Maddelerin sayısı bölmelerin sayısını aşmadığı sürece, maddeleri mükemmel bir şekilde hatırlayabiliriz. Bu “kutu” görüşü gerçekmiş gibi düşünülemese de, kısa süreli bellekteki unutmanın bir nedeni olabileceğini düşündürmektedir; tüm bölmeler dolduğunda ve yeni bir madde kısa süreli belleğe girdiğinde, eski maddelerden birinin çıkarılması gerekir. Yeni madde eskisiyle yer değiştirir.

Yer değiştirme ilkesi, kısa süreli bellekten bir maddenin nasıl çıkarıldığını açıklar (Bkz. Şekil 8-4, s. 321). Kısa süreli belleğinizin boş olduğunu varsayın. Bir maddenin girdiğini düşünün. Diyelim ki Ali Gürse! (onu hatırla­dınız değil mi?) ile tanıştırıldınız ve Gürsel ismi kısa süreli belleğinize girdi. Hemen sonra başka İnsanlarla tanıştırıldınız ve kısa süreli belleğinizdeki isim üstesi büyüdü. Sonunda, bellek uzamınızın sınırına vardınız. Daha sonra Kısa süreli belleğinize giren her yeni madde Gürsel ile yer değiştirebilir. Yeni bir madde girdikten sonra. Gürsel ile yer değiştirecek bir seçenek vardır; iki yeni madde girince iki seçenek olur ve bu böylece sürer. Gürsel’ in kısa süreli bellekten kaybolma olasılığı, kendisini takip eden maddelerin sayısının artmasıyla birlikte anar. Nihayet, Gürsel kaybolacaktır.

GERİ ÇAĞIRMA

Kısa süreli belleğin içeriğinin bilinçli olabileceğini düşünelim. Sağduyu, bu bilgiye ulaşmanın hemen gerçekleşeceğini söyler. Bu bilgiye ulaşmak için “kafa yormanız” gerekmez; orada durmaktadır. O zaman geri çağırma, bilinçteki maddelerin sayısına bağlı olmamalıdır. Ancak, bu kez sağduyu yanıltıcıdır.

Geri çağırmanın, her seferde bir maddenin incelendiği kısa süreli bellek aramasını gerektirdiğini gösteren bulgular vardır. Bu dizisel arama, çok seri bir hızla -gerçekte fark edemeyeceğimiz kadar hızlı- gerçekleşir. Bu tür bir aramanın gerçekleştiğine dair bulguların çoğu, Sternberg’ ün (1966) başlattığı deney türünden gelmektedir. Deneyin her bir denemesinde, deneğe geçici olarak kısa süreli belleğinde tutması gereken ve bellek listesi adı verilen bir dizi sayı gösterilir; her bir bellek listesi yedi sayıdan az sayı İçerdiğinden, deneğin bilgiyi kısa süreli belleğinde tutması kolaydır. Daha sonra, bellek listesi ortadan kaldırılır ve birkaç saniye sonra bir sınama sayısı verir. Deneğin, sınama sayısının listede olup olmadığına karar vermesi gerekmektedir. Örneğin, bellek listesi 3, 6, l ve sınama sayısı da 6 ise, denek “evet” yanıtını vermelidir; aynı bellek listesiyle birlikte sınama sayısı 2 olarak verildiğinde, deneğin “hayır” yanıtını vermesi gerekir. Sınama sayısı verildiğinde bellek listesi ortadan kaldırılmış olduğundan, sınama sayısının listenin kısa süreli bellekte kodlanmış haliyle karşılaştırılması gereklidir.

Denekler, bu görevde nadiren hata yaparlar; burada ası! ilgilenilen nokta, deneğin karar verme hızıdır. Karar verme süresi, sınama sayısının verildiği andan deneğin bellek listesinde sınama sayısının olup olmadığını gösteren “evet” ya da “hayır” düğmelerinden birine basması arasında geçen süredir. Karar verme süreleri son derece seridir ve milisaniye (saniyenin binde biri) doğruluğunda ölçmeyi sağlayacak araçlarla ölçülmesi gerekir. Tipik bir deneyde, denek, yüzlerce deneme boyunca teste tabi tutulur. Her bir denemede, uzunluğu bir ila yedi madde arasında değişen yeni bir bellek listesi verilir. Böylece, deney boyunca araştırmacı, deneğin kısa süreli bellekte araması gereken maddelerin sayısının bir fonksiyonu olarak karar verme sürelerini inceleyebilir.

Şekil 8-6″da. bu tip bir deneyden elde edilen ve karar verme süresinin, bellek listesinin uzunluğuyla doğru orantılı arttığını gösteren veriler gösterilmektedir. Karar verme sürelerinde dikkati çeken, bu sürelerin düz bir çizgi üzerinde yer almasıdır. Bu, kısa süreli belleğe eklenen her bir maddenin, arama sürecine belirli bir süre-yaklaşık 40 milisaniye (saniyenin binde kırkı) eklediği anlamına gelmektedir. Denek, tabii ki bu kadar kısa zaman aralıklarının farkında değildir; ancak veriler, kısa süreli bellekte aranması gereken bilginin miktarının artmasıyla karar verme süresinin arttığını açıkça göstermektedir. Arama süreci, üç aşamadan oluşur. İlk aşamada denek sınama uyaranını kısa süreli bellekte saklanan maddelerle kıyaslanabilir biçime dönüştürecek şekilde kodlar, ikinci aşamada, denek bu kodu dizisel şekilde kısa süreli bellekteki her bir maddeyle kıyaslar; bir maddenin kıyaslanması (kontrol edilmesi) 40 milisaniye, iki maddenin 80 milisaniye, üç maddenin 120 milisaniye alır, vb. Üçüncü aşamada, denek “evet” ya da “hayıf1 tuşuna basmakla sonuçlanacak bir davranım başlatır. O zaman karar verme süreci, bu üç aşamanın her birinin tamamlanması için geçen sürelerin toplamıdır. Kısa süreli bellekte bulunan madde sayısına bağlı olmayan ilk ve üçüncü aşamalarla birlikte bu süre 400 milisaniye alır. İkinci aşamanın tamamlanması için gereken süre 40 milisaniyedir, bu süre bellek listesinin uzunluğuyla çarpılır. Böylece, milisaniye olarak karar verme süresi şuna eşit olur:

400 + 40*

Buradan, kısa süreli bellekteki madde sayısıdır. Bu eşitlik. Şekil 8-6′daki verilerin iyi bîr açıklamasını teşkil eder. Ayrıca, kısa süreli belleğin aranmasının, arama sürecine belirli bir süre-yaklaşık 40 milisaniye (saniyenin binde kırkı) eklediği anlamına gelmektedir. Denek, tabii ki bu kadar kısa zaman aralıklarının farkında değildir; ancak veriler, kısa süreli bellekte aranması gereken bilginin miktarının artmasıyla karar verme süresinin arttığını açıkça göstermektedir. Arama süreci, üç aşamadan oluşur. İlk aşamada denek sınama uyaranını kısa süreli bellekte saklanan maddelerle kıyaslanabilir biçime dönüştürecek şekilde kodlar, ikinci aşamada, denek bu kodu dizisel şekilde kısa süreli bellekteki her bir maddeyle kıyaslar; bir maddenin kıyaslanması (kontrol edilmesi) 40 milisaniye, iki maddenin 80 milisaniye, üç maddenin 120 milisaniye alır, vb. Üçüncü aşamada, denek “evet” ya da “hayıf1 tuşuna basmakla sonuçlanacak bir davranım başlatır. O zaman karar verme süreci, bu üç aşamanın her birinin tamamlanması için geçen sürelerin toplamıdır. Kısa süreli bellekte bulunan madde sayısına bağlı olmayan ilk ve üçüncü aşamalarla birlikte bu süre 400 milisaniye alır. İkinci aşamanın tamamlanması için gereken süre 40 milisaniyedir, bu süre bellek listesinin uzunluğuyla çarpılır. Böylece, milisaniye olarak karar verme süresi şuna eşit olur:

400 + 40*

Buradan, kısa süreli bellekteki madde sayısıdır. Bu eşitlik. Şekil 8-6′daki verilerin iyi bîr açıklamasını teşkil eder. Ayrıca, kısa süreli belleğin aranmasının, sınama maddesinin bellek listesinde yer alan her bir maddeyle sırayla karşılaştırıldığı dizisel süreci içerdiğini gösterir.

Maddeler harf, sözcük, ses tonu ya da insanların yüzleri olduğunda da aynı sonuçlar bul anmaktadır. İnsan yüzlerini n değerlendirilmesi için gereken süre söze) maddeler için gereken süreden biraz daha fazla olmasına rağmen, fazladan bir madde eklenmesiyle geri çağırma süresine de saniyenin binde kırkı kadar bir süre eklenmektedir (Sternberg, 1969). Şizofreni tanısı koyulan hastalar, marihuana etkisi altındaki üniversite öğrencileri ve okuma yazma bilmeyen kişilerin oluşturduğu gruplarla da aynı sonuçlar elde edilmektedir. Bu nedenle, kısa süreli bellekten geri çağırma sürecinin herkes için bir arama gerektirdiği söylenebilir.

KISA SÜRELİ BELLEK VE DÜŞÜNCE

Araştırmacılar, kısa süreli belleğin bilinçli düşünce üzerinde önemli bir rol oynayabileceğine inanmaktadırlar. Bilinçli olarak bir problemi çözmeye çalıştığımızda, bir sayı üstesini saklamak için gereken kapasitenin aynısı kullanırız. Bunu kanıtlamak için. bir telefon numarasını (745-1739) hatırlamaya çalışırken basit bir aritmetik problemini (8 15) çözmeye çalışın. Kafanız karışacaktır; bu iki faaliyet aynı zihinsel kaynak için yarışacaktır. Kısa süreli belleğin sınırlı kapasitesi için bu rekabetin varlığı laboratuarda kanıtlanmıştır (Baddeley ve Hitch. 1974).

Anlamak için okuduğumuzda, genellikle yeni sözcükleri ve cümleleri metindeki bazı önceki materyal lebi l inci i bir şekilde ilişkilendirmemiz gerekir. Yeni materyalin bu şekilde öncekiyle ilişkilendirilmesi kısa süreli bellekte gerçekleşiyorsa, kısa süreli bellek kapasiteleri daha fazla olan kişilerin okuma kavrayışlarının daha iyi olması gerekmektedir. Bu tahmini destekleyen bazı bulgular vardır (Daneman ve Carpenter, 1981). Başka deneyler bir metnin okunabilirliğinin kısmen ilgili bağlantılı materyalin halen kısa süreli bellekte olma olasılığına bağlı olduğunu göstermektedir (Bkz. Miller ve Kintsch, 1980).

Kısa süreli bellek, aynı zamanda insanlar hakkında her gün yaptığımız türden gündelik düşünme tarzımızda da yer almaktadır. Örneğin, kişilik üzerine yapılan bir araştırmada deneklerden tek bir karşılaşmaya dayanarak, biri hakkında bir izlenim oluşturmaları istenmiş ve denekler bu kişiyi kabaca 7 + 2 îreytle tanımlama eğilimi göstermişlerdir (Mischel, 1968). Sanki kısa süreli belleğin kapasitesi olan 7 + 2, aynı zamanda kişiler hakkında belli bir anda edineceğimiz izlenim ya da fikir sayışma da bir sınır getirmektedir.

2.3. Uzun Süreli Bellek

Bilgiyi işleme modelinde bilgiyi, özellikle iyi öğrenilmiş bilgiyi, uzun süre saklayan kısmına uzun süreli bellek adı verilmektedir. Ashcraft (1989) uzun süreli belleği, kitaplara milyonlarca girişi olan bir kütüphaneye benzetmektedir. Düzenlenmiş bilgiler, gerektiğinde kullanıma hazır olarak beklemektedir. Uzun süreli bellek, bilgiyi her istendiğinde kullanılmaya izin veren bir ağa sahiptir. Kapasitesi sınırsızdır, bazı kestirimlere göre, sınır bir milyondan fazladır ve bazı olaylar sonsuza dek kalmaktadır (Akt; Eggen ve Kauchak, 1992; 314 ).

Uzun süreli bellekte bilgiyi, istediğimiz uzunlukta ve miktarda (Woolfolk, 1993) depolar ve asla unutmayız (Slavin, 1988). Bu konudaki problem, gerektiği zaman doğru bilgiyi bulmaktır. Uzun süreli bellekte bilgiler kaybolmaz, ancak bilgi, uygun biçimde kodlanmamış ve uygun yere yerleştirilmemişse, geri getirmede zorluklarla karşılaşılır. Anderson (1990) iyi öğrenilmiş bilginin dayanıklılığın yüksek olduğunu belirtmektedir (Akt; Woolfolk, 1993). Slavin (1988) ise uzun süreli bellekte bilgilerin asla unutulmadığını, bireyin bilgiyi bulma yeteneğini kaybettiğini söylemektedir.

Uzun süreli bellekte birçok farklı bilgi bulunur. Görsel imgeler, duygular, tatlar, sesler, kokular, problem çözmek için stratejiler, dili anlamaya yarayan kurallar, olaylar, çocuklukta geçirilen deneyimler gibi (McGrow ve Roop, 1992). Özetle uzun süreli belleğin kapasitesi çok geniştir, hatta doldurmaya yaşamımız yeterli değildir (Slavin, 1988). Ancak kısa süreli bellekte olduğu gibi, uzun süreli belleğe bilgi hızla girmez, biraz zaman ve güç gerekir.

Kimi kuramcılar, uzun süreli belleği anısal bellek (episodic memory) ve anlamsal bellek (semantic memory) olarak iki temel bölümden oluştuğunu ileri sürerken, kimi kuramcılar da bunlara işlemsel belleği (procedure memory) eklemektedirler.

Anısal bellek, kişisel yaşantılarla ilgili bölümdür. Belirli bir zaman, yer ve olaylarla ilgilidir. Örneğin; yemekte yediklerimiz, özel bir günde giydiğimiz giysi, yaptığımız gezi anısal bellektedir. Ashcraft (1989) anısal belleği öz yaşamsal bellek olarak adlandırmaktadır. Yaşamımızda başımızdan geçen tüm olaylar, şakalar, dedikodular anısal bellekte tutulur (Akt; Eggen ve Kauchak, 1992; 315). Anılar güç sarf edilmeden öğrenilir. Fakat anıların birbirine karışma eğilimi vardır. Bu nedenle, bilgiyi geri getirmede zorluk çekilir. Ancak, önemli ve travmatik olaylar ayrıntılı hatırlanır. Bunun yanı sıra olağan ve sürekli yinelenen olayların anımsanması zordur, çünkü yeni olaylar öncekini bozabilir.

Anlamsal bellek uzun süreli belleğin kurallar, genellemeler, kavramlar, problem çözme becerileri gibi genel bilgilerin yer aldığı bölümdür. Paivio (1971) anlamsal bellekte sözel ve görsel kodların birlikte ağ gibi birbirine bağlanarak bilginin depolandığını belirtir. Birçok psikolog da bilginin hem görsel hem de sözel olarak kodlanmasının anımsamayı kolaylaştırdığını kabul etmektedir.

Anlamsal bellekte bilgi önerme ağları (propositional networks) ve şemalar biçiminde depolanır. Önerme, doğru ya da yanlış olduğuna karar verilebilecek bilginin en küçük parçasıdır (Woolfolk, 1993; Eggen ve Kauchak, 1992).Önerme ağı ise bilgi birimleri setidir. Başka bir söylemle, birbirine bağlı düşünceler, kavramlar, ilişkiler setidir. Bilgiyi daha geniş ölçüde düzenleyen veri yapıları da şema olarak adlandırılır. Şema birbirine bağlı düşünceler, ilişkiler ve işlemler setidir. Şemalar bilgi ağlarını içerir ve karar verme, problem çözme durumlarında bilgi ağlarını yönlendirir ve kullanır.

İşlemsel bellek, belli bir işlemin nasıl yapıldığına ilişkin bilgilerin saklandığı bellek bölümüdür. İşlemsel bellekte işlemlerin basamaklarının oluşması uzun zaman alır, ancak oluştuktan sonra anımsanması çok kolaydır. Örneğin;yüzmenin öğrenilmesi zaman alır ancak unutulmaz. İşlemsel bellek durum-etkinlik kuralları deposudur. Bireyler tüm durum-etkinlik kurallarını gerekli bir biçimde belirtemezler ama gerekeni yaparlar. İşlem ne denli çok yinelenirse o denli doğal tepkiye dönüşür (Woolfolk, 1993).

KAYNAKLAR

1-ATKINSON, Rıta.L, Psikolojiye Giriş-1,Sosyal Yayımlar,1995 İSTANBUL

2-ÜLGEN Gülten,Eğitim Psikolojisi,Alkım Yayınevi,1997,İSTANBUL

Popularity: 14% [?]

Share this Post:
Digg Google Bookmarks reddit Mixx StumbleUpon Technorati Yahoo! Buzz DesignFloat Delicious BlinkList Furl

No Responses to “Belleğin Evreleri ve Türleri”

Leave a Reply:

Name (required):
Mail (will not be published) (required):
Website:
Comment (required):
XHTML: You can use these tags: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>