<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İnsan Belleği - Hafıza-i Beşer &#187; Bellek karışıklığı</title>
	<atom:link href="http://www.bellek.net/tag/bellek-karisikligi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.bellek.net</link>
	<description>Hafıza-i beşer nisyan ile malüldür...</description>
	<lastBuildDate>Mon, 05 Sep 2011 09:51:39 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Bellek Nedir?</title>
		<link>http://www.bellek.net/bellek-nedir/bellek-nedir/</link>
		<comments>http://www.bellek.net/bellek-nedir/bellek-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Mar 2010 10:34:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bellek Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[amnezi]]></category>
		<category><![CDATA[bellek]]></category>
		<category><![CDATA[Bellek karışıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[Bellek yitimi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bellek.net/?p=6</guid>
		<description><![CDATA[Öğrenilmiş ya da baştan geçmiş bir şeyi zihinde tutma yetisi, hafıza. Beyinde belli bir merkezi yoktur.Karmaşık bir olgu olduğundan fizyoloji ve psikoloji alanında bu konuya ilişkin buluşların sonu gelmez. Bellek ile beyin tüm öteki işlevleri arasında sıkı bir ilişki olduğu bilinir. Gücü kişiden kişiye değişen belleğin bir çok türü vardır. Kimileri gördüklerini ,kimileri işittiklerini, kimileri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Öğrenilmiş ya da baştan geçmiş bir şeyi zihinde tutma yetisi, hafıza. Beyinde belli bir merkezi yoktur.Karmaşık bir olgu olduğundan fizyoloji ve psikoloji alanında bu konuya ilişkin buluşların sonu gelmez. Bellek ile beyin tüm öteki işlevleri arasında sıkı bir ilişki olduğu bilinir. Gücü kişiden kişiye değişen belleğin bir çok türü vardır. Kimileri gördüklerini ,kimileri işittiklerini, kimileri yazdıklarını, kimileri de okuduklarını daha iyi anımsarlar. Ancak, en sağlıklı anımsananlar, birden çok duyumuzla algıladıklarımızdır. İlerde gereksineceğimiz şeyleri, bellekte saklamak için gösterdiğimiz çabaya belleme (ezberleme) denir. Bellekte en sağlam saklanabilen olgular, dikkatimizi en çok uyandıranlardır. İnsanoğlu öteden beri, belleğin güçlü olmasına önem vermiştir. Belleği güçlendirmenin en iyi yolu ona güvenmek ve not etmek yerine, anımsanmak istenilenlerin bellekte tutulmasıdır. Fazla sayıda not, belge vb biriktiren kimsenin belleğinin günden güne tembelleştiği, zayıfladığı öne sürülür.<span id="more-6"></span></p>
<p>Son yıllarda yapılan, fizyolojik araştırmalar, belleğin kimyasal temelinin ribonükleik asit (RNA) olduğunu, bu asidi bozan şeyin, belleği de bozduğunu ortaya çıkardı. Psikiyatrinin kapsamına giren bellek bozuklukları arasında başlıcaları şunlardır: Bellek yitimi (amnezi); türlü şokların, saranın ya da isterinin yol açtığı bellek bozukluğudur. Hasta geçmişte olanları anımsayamazsa da hastalıktan sonrakileri olağan düzen çerçevesinde saklamayı sürdürebilir. Bellek karışıklığı (paramnezi); türlü ruhsal bozuklukların yol açtığı bir bellek hastalığıdır. Hasta anılarının sırasını şaşırır,dün olanı yıllar öncesi bir anısı ile karıştırabilir. Bundan başka anılara biçim değiştiren türlü ruhsal etmenlerden de söz etmek gerekir; anımsamak istediğimiz yönde ya da türlü ruhsal ve toplumsal baskılarla anılar değişebilir. Yakın tarihlerde saptanan bu bellek özellikleri yüzünden, duruşmalarda görgü tanıklarına verilen önem azaldı. Bir anının, artık kullanım alanını getirilemez oluşuna unutma denir. Bu,insan zihninin, işlevini sürdürebilmek için başvurduğu olağan bir yoldur. Bellekte yeni anıların yer etmeleri, eskilerden bazılarının otomatik bir seçimle bellekten silinmesini gerektirir. Bu yüzden yaş ilerledikçe unutma olayı artar. Demek ki eski anılarımız yenilerinin edinilmesini güçlendirdiği gibi, yenileri de eskilerinin zayıflaması sonucunu doğurmaktadır.(BÜYÜK ANSİKLOPEDİ/ MİLLİYET syf:722)</p>
<p>İnsanın yaşamı boyunca karşılaştığı bildirimleri zihnine yerleştirmesi ve daha sonra yeniden edimleştirip yararlanması olanağını sağlayan genel işlev: iyi ya da kötü bir belleği olmak.belleğini geliştirmek.zenginleştirmek. Belleğini zorlamak. Belleğini yitirmek. Bellek bozuklukları.(ansikl. böl. Ruhbil.)</p>
<p>Bağışıklık belleği: ikincil bağışıklık yanıtında, yani daha önce karşılışılan bir antijenle ikinci kez karşılaşıldığında, bağışıklıkta etkili bazı hücrelerin daha çabuk, daha yoğun ve daha etkili yanıt vermesini belirleyen mekanizma.</p>
<p>Elektron. Ve bilş. Verileri kaydedebilen, saklayabilen ve geri verebilen düzenek.</p>
<p>Değiştirilemez bellek, bilgiler bir kez depolandıktan sonra değiştirme olanağı vermeyen ve içeriğine yalnızca okuma sırasında erişilebilen bellek( Bu tip bellek , çoğu kez ingilizce ROM kısaltmasıyla belirtilir.)</p>
<p>Dış bellek: Bir bilgisayarın merkezi biriminde yer almayan ve giriş-çıkış kanallarını kullanarak yalnızca merkezi bellekle veri öbekleri değişimi yapan bellek.</p>
<p>Dinamik bellek: İşletim sırasında, veri ortamı okuma-yazma organlarına göre devingen olan bellek- Verileri korumak için dönemsel yenilenme gerektiren tüm devreli bellek.</p>
<p>İç bellek: Bir bilgisayarın merkezi biriminde yer alan ve bu birimce kumanda edilen bellek.(Bu bellekle komut yorum ve uygulama organları arasında veri ve komutların değişimi doğrudan gerçekleşir.)</p>
<p>Kinematik bellek:Yazım ve okuma işlemlerinde mekanik parçaların devinimini zorunlu kılan bellek türü.</p>
<p>Merkezi ya da ana bellek: Bilgisayarın işletim organlarına dolaysız aktarılabilen komutları ya da verileri alabilen ya da bunun tersi bir işleme olanak verebilen programla adreslenebilir bellek.</p>
<p>Rasgele erişimli bellek: içeriği okunabile, isteğe göre değiştirilebilen ya da silinebilen bellek.(Bu tip bellek çoğu kez ingilizce RAM kısaltmasıyla belirtilir.)</p>
<p>Statik bellek: Devingen mekanik öğelere başvurmadan temel bilgilerin yerleştirilmesine ve çağrılmasına olanak veren bellek.</p>
<p>Otomatik bilgi işleme sistemlerinin temelde bilgi işleme, aktarma, yüklenme ve depolama yetileri taşıması gerekir. Dolayısıyla belleğe aktarma işlevi, her bilişim sistemi ve her bilgisayar için kaçınılmaz bir olgudur. Teknolojik gelişmeler çok büyük sığalı,uygun maliyetli ve çok kısa zaman aralıklarında birçok kez yüklenebilen ve okunabilen belleklerin elde edilmesini sağladı. Bu bellekler genellikle elektronik ya da mağnetiktir. Doğrudan erişimli bellekler, bilgisayarların merkezi belleklerini oluşturur. Bunların ayırt edici özelliği,erişim hızlarıdır.(birkaç mikrosaniyelik ya da daha kısa sürer.) Sığaları, maliyetlerine bağlıdır ve çoğu kez birkaç yüz bin sözcükle sınırlanır; ama bu sığa mikrobilgisayarlarla daha da küçülebilir.Bilgisayarın merkezi belleği işletim sisteminin bir bölümünü yardımcı bellekte bırakılır. Bu ana bellekler bazen manyetik çekirdeklerden oluşturulur, ama genellikle yarı iletken elektronik devrelerden yararlanılır. Yardımcı bellekler, yürütülen işlemler gerekli olmayan bilgileri depolamaya yarar. Bunlar, genellikle dinamik bir ortam(disk ya da şerit)kullanan manyetik belleklerdir.</p>
<p>Deneysel bellek incelemesi:</p>
<p>Özellikle hatipler için bellek eğitim araçları hazırlamak amacıyla, daha ilk çağda başlamıştı.ama gerçek bilimsel inceleme, Ebbinghausun çalışmalarıyla özellikle Almanyada, ancak 19. yy.da başladı. Ebbinghaus, ilkin kendi üzerinde olmak üzere, belleğe sistemli deneylemeler uyguladı. Anlama bağlı olan ve karmaşıklıklarını çok iyi gördüğü etkenleri, yalnızca nesnel özellikleri bakımından göz önüne alınan gereçe bağlı etkenlerden ayırt etmeyi düşündü. On yıllar boyunca deneysel ruhbilimin bütün çabaları, bundan dolayı özellikle belleğin ya da ezberleyerek öğrenmenin incelenmesi üzerine yoğunlaştı. Anlamsal bellek üzerine inceleme akımı uzun süre önemsenmedi. Yine de bu konuda Binet ve Henrinin(1984) adları ile Bartlettin (1932) adı anılabilir. Ama bu sırada bir başka bir akım anlamsal belleğe, genellikle pek açık olmamakla ya da başka kavramlar ardında saklı kalmakla birlikte, önemli bir yer veriyordu. Bu akım psikanalizdi. Freud ve yandaşlarının çalışmalarında, bellek ve onu örgütleyen çeşitli sistemlerin topik ve hatıralar arasında gerçekleşen ruhsal enerji dolaşımının tuttuğu yer, basit bir görüşe dayanmıyordu. Bununla birlikte psikanaliz bir (ya da birkaç) bellek kuramı içeriyordu ve temel ilkelerinden biri olan bastırım kavramı da bildiğimiz büyük önemini kazanmış ve ağır basmıştı.</p>
<p>Kuramsal ve deneysel bellek incelemesi bildirim kavramının ortaya çıkıp benimsenmesi ve uyartı-cevap behaviorculuğunun yerini alan bilişci kavramlarının gelişmesi ile 50li yılların ortasına doğru tepeden tırnağa yenilendi. Böylece, şu üç noktayı birbirinden ayırt eden görüş ağır bastı.a) bellekte daha önce var olan bildirime zorunlu olarak başvuran, ama kendileri de yeni bir bellekleştirmeye ya da önceki bellek içeriklerinde değişikliklere yol açan etkinlikler olan kavrama algı ve bilgi işlenmesi etkinlikleri; b) bellekte bulunan ve bir azalmaya, değişmeye ya da yeniden yapılanmaya uğrayan bildirimin korunması; c) salt yeniden edimleştirme (çağrı), algısal olarak var olan bir başka bildirim kaynağıyla karşılaştırma(tanıma) ya da yararlanma (sorunların çözümü, kavrama, söz üretimi, vb.) ereğiyle, belleksel bildirimin ortaya çıkması. Gerçekte, daha büyük ruhbilimsel araştırmanın aydınlığa kavuşturduğu üç evre olan edinim, koruma ve edimleştirme, daha gelişmiş bir biçimde, yeniden söz konusuydu, ama iç süreçlerin etkin niteliği artık daha belirginleşmişti.</p>
<p>Ayrıca birçok önemli ayırım daha ortaya atıldı. Bunların birincisi uzun vadeli bellek ile, bir süre kısa vadeli bellek olmak üzere adlandırılan bir ya da birçok öteki bellek biçimleri arasında yapılan ayırımdı. Ruhbilimcilerin çoğu bugün, bu öteki bellek biçimlerini, duyusal (görsel, işitsel, kasduyusal vs.) bir kipliğe bağlı, kısa süreli (genellikle saniyenin altında) kayıtlar ve iş belleği (ya da işlemsel bellek) olmak üzere iki bölüme ayırdılar. İşlemsel bellekte, birkaç saniye süren bildirim koruma işlevinin, bu bildirimin işlenip dönüştürülme işlevine iyice bağımlı olduğunu ileri sürdüler. Uzun vadeli bellek konusunda ortaya çıkan sorunla, özellikle bu belleğin yapısına ilişkin sorunlardı; öteki bellek (yada bellekler) konusunda karşılaşılan sorunlarsa bu belleğin (ya da belleklerin) işleyişinden kaynaklanıyordu.</p>
<p>Bu konuda temel bir özellik aydınlığa kavuşturuldu. Bu özellik, uzun vadeli belleğin, kuramsal olarak sınırsız kapsama gücüne karşıt olarak, her türlü geçici belleğin, bazen belleksel karış olarak adlandırılan sınırlı kapsama gücüne sahip olmasıydı.</p>
<p>Bir başka özellik de, eskiden edimleştirme olarak adlandırılırken bugün ortaya çıkma denilen alanda saptandı. Bu özellik, söz konusu alandaki süreçlerin etkin bir nitelik taşımasıydı. Gerçekten de birçok durumda ve belki de bütün durumlarda, bildirim kendiliğinden ya da istençli (iradi) olarak bellekte aranıyor ve bulunuyor ya da bulunmuyordu. Bir hatıranın uzun vadeli bellekte var olmasına karşın ya bellekte bulunan şeyin örgütlenmesine ya da ortaya çıkma sürecinin işleyişine bağlı olabilen nedenlerden ötürü, öznenin ona erişememesi kural dışı (istisnai) bir durum değildi; tam tersine, sık sık gerçekleşiyordu ve sıkıcı, şaşırtıcı ya da patolojik durumların bu açıdan yorumlanması gerekiyordu.</p>
<p>Yeni çalışmalar, belleğe yerleştirme olayında, yinelemenin (geniş anlamda), bildirimlerin aralıklarla sunulmasının ve olayların duygulanımsal şiddet ve yeniliklerinin de etkili olduklarını gösterdi. Saklama konusundaysa, zamanın etkisinin yeniden incelemesine yol açtı. Bazı öğelerin kaydında, bir kez algılama yeterli olabildiği gibi, unutulmasın da zaman etkili olabiliyor ya da olamıyordu. Ezberleme konusundaki incelemeler şunu da saptamıştı: belleğe yerleştirme ve ortaya çıkarma arasında geçen sürenin içeriği ve çeşitli etkileri, korumayı ve unutmayı belirleyen temel etkendi.</p>
<p>Her ne olursa olsun, belleğin bütün düşünce etkinliklerindeki ya da doğrusu bilişsel etkinliklerdeki işlevi, bugün kesin bir biçimde saptanmıştır. Çağrının ya da tersi olan unutmanın bellek etkinliğinin ancak belli bir yanı olduğu ve bellek olmasa, nesneleri algılayamayacağımız, bir metni okuyamayacağımız, akıl yürütemeyeceğimiz ve bir şey kavrayamayacağımız, üzerinde önemle durulması gereken bir gerçektir. Günümüzde, bilişsel bellek ruhbilimi, bu karmaşık etkileşimleri inceliyor.</p>
<p>Geçmiş bir olayı ya da bir bilgiyi, zihinde tutma ve anımsama yetisidir. Sözgelimi, okuldaki ilk gününüzü anımsarken, geçmişte yaşadığınız bir olayı bilinç düzeyine çıkarmış olursunuz. Belleğiniz olmasaydı ne kimseyi tanıyabilir ne de kim olduğunuzu bilebilirdiniz.</p>
<p>Anımsama, bütün düşünme biçimlerinin temelini oluşturur. Aşağıdaki soruların ve yanıtların ne türden bir zihin çalışması gerektirdiğini karalaştıralım:  Evinizde kaç pencere var? ; Kedi sözcüğünün İngilizcesi nedir? Evimde 11 pencere var demeden önce bu sorunun yanıtını bilmiyordunuz. Zihninizde evinizin bir resmini canlandırdıktan sonra, oda oda dolaşarak pencereleri saydınız. Oysa, kedinin İngilizcesi sorulur sorulmaz , görsel bir imgeye gerek kalmadan cat sözcüğü aklınıza geliverdi.</p>
<p>İnsanlar anımsama imgeleri değişik biçimlerde kullanırlar. Bazı yetişkinler ve çocukların görsel imgelerin kullanımında olağanüstü bir yetisi vardır. Bu kişiler gördükleri bir resmi, resim ortadan kalktıktan sonra da gözlerinin önünde canlandırabilirler. Bu görsel imgeler, zihinde neredeyse bir fotoğraf gibi tüm ayrıntılarıyla birkaç dakika kalır. Psikologlar bu tür belleği eidetik imge (silimsiz imge ) olarak adlandırırlar. Böyle bir belleğe sahip çocukların çoğu, yaşları ilerledikçe bu yetilerini yitirir.</p>
<p>Psikologların bellek konusunda üzerinde durdukları iki önemli soru vardır: Öğrendiğimiz bir şeyi nasıl anımsarız? Neden unuturu?</p>
<p>İlk sorunun içinde aslında iki soru yer alır. Birincisi, kısa bir süre için gerekli olan bir bilgiyi nasıl aklınızda tuttuğumuzdur. Günlük yaşamda sık sık bu türden anımsamalara gerek duyarız. Örneğin; bir şey satın alırken, satıcıya malın fiyatından daha fazla para verdiğimizde, paranın üstünü eksiksiz alabilmek için, fiyatı belirli bir süre akılda tutmamız, anımsamamız gerekir. Günlük yaşamımızın uyanık geçen saatlerinde gerek duyduğumuz bu kısa süreli bellek, bilgileri kısa bir süre için depolar, kullandıktan sonra da, artık işine yaramadığı için saklamaz.</p>
<p>Öteki soru ise şudur: Geleceğe yönelik, başka bir deyişle uzun süre akılda tutmamız gereken şeyleri nasıl anımsarız? Kedinin İngilizce karşılığını öğrendiğimizde, bu sözcük belleğinize işlenir ve kalıcı bir kullanım için depolanır. Bu da bilgilerin uzun süre saklandığı bir belleğimizin olduğunu gösterir. Günümüzde psikologlar, insanlarda her iki bellek sisteminin de var olduğu ve öğrenilen bilgilerin ikl olarak kısa süreli belleğe, daha sonra da kalıcı bir biçimde saklamak üzere uzun süreli belleğe aktarıldığı görüşündedirler.</p>
<p>Bir insan kısa süreli bellekten uzun süreli belleğe bilgi aktarma yetisini yitirebilir. Örneğin; H. M. Adında bir ABD yurttaşının, beyninde elektriksel kasılmalara neden olan ağır bir sara hastalığı (epilepsi) vardı. Saradan kurtulmak için geçirdiği ameliyat sırasında istenmeden beyni zarar gören H. M. , ameliyat öncesine kadar geçen her şeyi anımsıyordu. B u uzun süreli belleğinin iyi durumda olduğunun bir göstergesiydi. Ayrıca telefon numaralarının ve insanların yüzünü kısa bir süre için aklıda tutabiliyordu. Bu da kısa süreli belleğinin hala çalıştığını gösteriyordu. Ne var ki, H. M. Ameliyattan bu yana geçen 35 yıla ilişkin hiçbir şey anımsamıyor. Ameliyattan sonra tanıştığı hiç kimse belleğinde yer etmediği gibi, kendinin de nasıl bir kişiliğe sahip olduğuna ilişkin değerlendirmesi ameliyat öncesiyle sınırlı. H. M.nin sorunu, kısa süreli bellekten uzun süreli belleğe bilgi aktarma yetisini yitirmiş olmasından kaynaklanıyor.</p>
<p>Neden unutuyoruz? Psikologlar uzun süreli belleği, beyne yerleştirilmiş bir kitaplığa benzetirler. Kitaplıktaki kitaplar bilim , roman gibi başlıklar altında sıralanır. Adını ya da yazarını bildiğimiz bir kitabı kart kataloğuna ya da bilgisayara başvurarak kolayca bulabilirsiniz. İnsan belleği de kitaplık gibi, bilginin düzenli bir şekilde depolandığı yerdir. Kedi sözcüğünü İngilizce karşılığını öğrendiğinizde, bu bilgi beyindeki ilgili bölümlerde depolanır. Kedinin İngilizcesini anımsamak istediğimizde, kedi sözcüğü bellekten catin aranıp bulunmasına (anımsama) yardımcı olur.</p>
<p>Psikologların, unutmanın nedenlerine ilişkin değişik görüşleri vardır. Bazıları, beyin hücrelerinin bozulmasından ya da beynin yeterince kullanılmamasından dolayı, önceden bilinen şeylerin bellekten silinerek, beynin eskisi gibi çalışmamasının unutmaya yol açtığını savunur. Sözgelimi bazı yaşlı insanların geçmişlerine ilişkin çok az şey anımsaması, beyi hücrelerinin bozulmasına bağlanır. Bazı psikologlar da, bilginin bellekten hiçbir zaman silinmediği, unutmanın, bilginin anımsanması sırasındaki bir aksamadan kaynaklandığı görüşündedir. Bellekte depolanmış olan bir sözcüğün dilin ucuna gelmesi, onu anımsamakta geçici olarak güçlük çektiğimiz anlamına gelir. Bir kişiyi tanır, adını da bilir; ama nedense bir türlü çıkaramayız. Gene de sonunda birden anımsayıp, söyleyebiliriz. Ünlü psikanaliz uzmanı Freud da , unutmanın, bellekteki olayların geri çağrılmasında ortaya çıkan bir aksaklıktan kaynaklandığı görüşündeydi. Freud, hastalarının kendilerine ilişkin hoş olmayan gerçekleri, bu gerçeklerin vereceği sıkıntıdan kurtulmak için unuttuklarını savundu. Freudun tedavi yöntemi, hastalarına hoş olmayan bu olayları yeniden anımsatıp, rahatsız edici sorunlarla yüz yüze gelmelerini sağlayarak çözüm aramalarında yardımcı olmaktı.</p>
<p>Ara sıra gazetelerde belleğini yitirmiş birine ilişkin bir haber okuruz. Kim olduğunu, nerede yaşadığını ve bir ailesi olup olmadığını bilmeyen bu kişiler her zaman değilse de çoğunlukla kısa bir süre sonra yeniden belleğine kavuşur. Bellek yitimine yol açan , ciddi, duygusal sarsıntılar geçirmiş bu tür insanlara sık sık rastlanır. Bellek yitimi psikolojide amnezi olarak adlandırılır.</p>
<p>Zamanı yeniden bulmak</p>
<p>Çoğu zaman , davranışlarımıza yön veren ve anısı bizim için sürekli bir ders olan en etken birikim geçmiş deneyimlerimizdir: Geçmişte kendimizin veya başkalarının yaptığı işleri hatırlar ve bunların sonucuna göre onları tekrarlarız veya onlardan kaçınmaya çalışırız.Davranışlarımızı düzeltmemiz ve bilgilerimizi çoğaltmamız ancak bu yoldan mümkün olabilir.</p>
<p>Belleğin hatırlamadan başka iki özelliği daha vardır: Tanıma ve yeniden öğrenme. Hatırlama, tanıma ve yeniden öğrenmenin etkinliği, öğrenme ile belleme arasındaki sürenin uzunluğu ile ters orantılıdır.</p>
<p>KAYNAKÇA</p>
<p>1. Temel Britannica Hürriyet , 3. cilt, sayfa 129,130</p>
<p>2. Genç Larousse Meydan , 2. cilt, sayfa 639</p>
<p>3. Büyük Ansiklopedi Milliyet , 2. cilt, sayfa 722</p>
<p>4. Büyük Larousse Milliyet , 2.cilt , sayfa 1496<br />
<h3 class='related_post_title'>İlgili Yazılar:</h3>
<ul class='related_post'>
<li><a href='http://www.bellek.net/bilgisayar-bellegi/bellek-bilgisayar/' title='Bellek (bilgisayar)'>Bellek (bilgisayar)</a></li>
<li><a href='http://www.bellek.net/genel/merhaba-dunya/' title='İnsan Belleğine Giriş'>İnsan Belleğine Giriş</a></li>
</ul>
<img src="http://www.bellek.net/?ak_action=api_record_view&id=6&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bellek.net/bellek-nedir/bellek-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

